TAŞINMAZ SATIŞ VAADİ SÖZLEŞMESİ NEDENİNE DAYANAN TAPU İPTALİ VE TESCİLİ DAVASI
TAŞINMAZ SATIŞ VAADİ SÖZLEŞMESİ
NEDENİNE DAYANAN
TAPU İPTALİ VE TESCİLİ DAVASI
Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi taşınmaz
malikinin belirli bir bedel karşılığında taşınmazını ileride satmayı, karşı
tarafın da satın almayı taahhüt ettiği, henüz mülkiyet devri sonucunu
doğurmayan bir ön sözleşmedir. Bu sözleşme ile taraflar, ileride tapuda
yapılacak asıl satış işlemini gerçekleştirme borcu altına girerler. Bu demektir
ki sözleşmenin kurulması ile sözleşmeye konu olan taşınmazın mülkiyeti el
değiştirmez. Ancak tarafların rızaları ile ya da satış vaadi borçlusu, satış
vaadi alacaklısının hakkını kullanmak istediğinde borcunu yerine getirmediği
durumlarda bu hal alıcıya mahkeme yolu ile cebri tescil isteyerek mülkiyetin el
değiştirmesini sağlayacaktır. Böylelikle satış vaadi sözleşmesine dayanılarak
elde edilmesi istenilen mülkiyet hakkı tapu iptal ve tescil davası ile
gerçekleşecektir.
Taşınmaz
Satış Vaadi Sözleşmesi Nasıl Yapılır
Taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin
geçerli olabilmesi için Türk Borçlar Kanunu ve Tapu Kanunu uyarınca resmi şekle
tabi olması zorunludur. Buna göre:
-
Sözleşme,
noterlikçe düzenleme şeklinde yapılmalıdır.
-
Tarafların
açık iradeleri, satışa konu taşınmazın tapu bilgileri ve satış bedeli
sözleşmede tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilmelidir.
-
Noterde
düzenlenen sözleşme, talep edilmesi hâlinde tapu siciline şerh edilebilir.
Şerh, kişisel hakkı ayni etkiye yaklaştırır ve üçüncü kişilere karşı ileri
sürülebilirlik sağlar.
Resmi
şekle uyulmaksızın yapılan satış vaadi sözleşmeleri kesin hükümsüzdür ve hukuki
sonuç doğurmaz. Öte yandan satış vaad edilen taşınmaz ifa edilebilir olması
gerekmektedir. Bu demektir ki taşınmazın tek bir maliki veya paylı mülkiyet
olması halinde ifa edilebilirdir. Elbirliği mülkiyeti söz konusu ise satış vaad
edilen taşınmazda tescil açısından ifa olanağı bulunmamaktadır. Söz gelimi
elbirliği mülkiyetine tabi taşınmazı ortaklardan biri üçüncü bir şahsa satış
vaadi sözleşmesi yapması durumunda ortaklığın giderilmesi gerçekleşmeden satış
vaadinin ifa olanağı olmayacaktır. Buna karşılık elbirliği ortakların kendi
aralarında yapacağı satış vaadi sözleşmesinde ortaklık çözülmemiş olması ifa
olanağını engellememektedir.
Taşınmaz
Satış Vaadi Sözleşmesine Dayanan Tapu İptali ve Tescil Davası
Taşınmaz satış vaadi sözleşmesine
dayanılarak açılan tapu iptali ve tescil davası, esasen kişisel hakka dayalı
ayni talep niteliğindedir. Davacı, geçerli bir satış vaadi sözleşmesi
bulunduğunu ve kendi edimini ifa ettiğini veya ifaya hazır olduğunu ileri
sürerek, davalı adına kayıtlı tapunun iptali ile kendi adına tesciline karar
verilmesini talep eder. Bu dava, satış vaadine konu taşınmazın hâlen vaatte
bulunan malik adına kayıtlı olması hâlinde açılabileceği gibi, tapu siciline
şerh verilmişse üçüncü kişilere karşı da yöneltilebilir.
Yargıtay
içtihatları doğrultusunda tapu iptali ve tescil talebinin kabul edilebilmesi
için şu şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir:
-
Geçerli
bir resmi şekle uygun satış vaadi sözleşmesi bulunmalıdır.
-
Davacı,
satış bedelini tamamen ödemiş olmalı ya da ödemeye hazır olduğunu ispat
etmelidir.
-
Davalı,
tapuda asıl satış işlemini yapmaktan kaçınmalıdır.
-
Taşınmaz,
davanın açıldığı tarihte aynen mevcut olmalı ve hukuken devrine engel bir durum
bulunmamalıdır.
Zamanaşımı
bakımından ise taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden doğan alacak hakkı kural
olarak 10 yıllık zamanaşımına tabidir. Fakat sözleşme tapuya şerh edilmiş ise
zamanaşımı def’i her somut olaya göre değerlendirilmesi elzemdir.
Görevli
ve Yetkili Mahkeme
Tapu iptal ve tescil davalarında taşınmazın değerine
bakılmaksızın asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Yetkili mahkeme ise taşınmazın
bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir.
Taşınmaz
Satış Vaadi Sözleşmesinin Tapuya Şerhi
Türk Medeni Kanunun 1009. Maddesi uyarınca; “Arsa payı
karşılığı inşaat, taşınmaz satış vaadi, kira, alım, önalım, gerialım
sözleşmelerinden doğan haklar ile şerhedilebileceği kanunlarda açıkça öngörülen
diğer haklar tapu kütüğüne şerhedilebilir. Bunlar şerh verilmekle o taşınmaz
üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı ileri sürülebilir.
Tapuya
şerh ile sözleşme alacaklısı sözleşmeden doğan nispi (kişisel) hakkını
kuvvetlendirmiş olur ve böylece üçüncü kişilere karşı da ileri sürebilecektir.
Tapu kütüğünün şerhler sütununa şerh edilir ve şerh tarihinden itibaren 5
yıllık süre boyunca üçüncü şahıslara karşı hüküm ifade edecektir. Öte yandan tapu
kütüğüne şerh edilebilmesi için noterce düzenlenmiş satış vaadi sözleşmesi
olması gerekmektedir. Aksi takdirde tapu kütüğüne şerh edilemez.
Taşınmaz
satış vaadi sözleşmesinin tapuya şerhini, kural olarak sözleşmenin tarafları
talep edebilir. Bu demektir ki; satış vaadinde bulunan (vaat borçlusu / satıcı)
ve satış vaadi alacaklısı (alıcı) tek tarafın başvurusu yeterlidir.
Şerh
İşleminin Terkini
Tapuya şerh yapıldığı tarihten
itibaren 5 yıl içinde satış gerçekleşmezse işbu şerh tapu görevlilerince re’sen
terkin edilir. Bunun yanı sıra satış vaadi sözleşmesi şerh edildikten sonra
şerhin süresi dolmadan, terkin harcı tahsil edilmek şartı ile şerh lehtarı
tarafından talep edilmesi halinde yine terkin yapılabilir. Görüleceği şerh
lehtarı istemi üzerine her zaman terkin edilebilir ancak şerh tarihinden
itibaren 5 yıl geçmesi kaydıyla tapu maliki istemi üzerine terkin yapılabilir.
Bu ayrıma dikkat etmek gerekir.
TAŞINMAZIN
BİRDEN FAZLA KİŞİYE SATILMIŞ OLMASI DURUMU
Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre; tarafların
arasında yaptığı sözleşme geçersiz olmadıkça veya taraflarca feshedilmemiş ise
yapılan bu sözleşmelerin hepsinin geçerli olacağını fakat eski tarihli sözleşme
dikkate alınır. Önceki tarihli sözleşme hangisiyse üstünlük tanınarak tapu
iptal ve tescil istemi kabul edilmesi gerekecektir.”
TAŞINMAZ
SATIŞ VAADİNE DAYALI TAPU İPTALİ VE TESCİLİ DAVALARINDA İLERİ SÜRÜLEN
SAVUNMALAR
Taşınmaz
satış vaadi sözleşmesine dayanılarak açılan tapu iptali ve tescil davalarında,
davalı konumundaki satış vaadi borçlusu (veya koşulları varsa taşınmazı
devralan üçüncü kişiler) davanın reddini sağlamak amacıyla çeşitli maddi hukuk
ve usul hukuku savunmalarında bulunabilirler. Yargılama pratiğinde en sık
karşılaşılan ve mahkemelerin esasa girmeden veya esası incelerken dikkate
aldığı temel savunmalar şunlardır.
1.
Sözleşmenin Resmi Şekil Şartına Aykırılık Savunması (Şekil Geçersizliği)
Türk
Borçlar Kanunu’nun 237. maddesi ve Noterlik Kanunu’nun 60. maddesi uyarınca,
taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin geçerliliği, noter huzurunda
"düzenleme şeklinde" yapılmasına bağlıdır.
- Davalı,
taraflar arasında adi yazılı şekilde (örneğin kendi aralarında
imzaladıkları bir protokol veya makbuzla) yapılan sözleşmenin hukuken
geçersiz (kesin hükümsüz) olduğunu ileri sürebilir.
- Dürüstlük
Kuralı Sınırı: Her ne kadar şekle aykırılık sözleşmeyi geçersiz kılsa da,
Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre; satış vaadi sözleşmesi adi yazılı
yapılmış olmasına rağmen taşınmaz alıcıya teslim edilmiş, üzerine inşaat
yapılmış veya bedel tamamen ödenmiş ve uzun yıllar nizasız kullanılmışsa,
davalının sonradan "şekil geçersizliği" savunması yapması TMK m.
2 uyarınca dürüstlük kuralına aykırılık teşkil eder ve mahkemece
dinlenmez.
2.
Zamanaşımı Def'i
Taşınmaz
satış vaadi sözleşmesi kişisel bir hak doğurduğundan, bu sözleşmeden
kaynaklanan talepler kural olarak 10 yıllık genel zamanaşımı süresine (TBK m.
146) tabidir.
- Davalı,
sözleşmenin ifa kabiliyeti kazandığı tarihten (veya sözleşmede
kararlaştırılan ifa tarihinden) itibaren 10 yıl geçtiğini belirterek
zamanaşımı def'inde bulunabilir.
- Zamanaşımını
Kesen İstisnai Durumlar: Eğer satış vaadi alacaklısı (davacı), taşınmazı
sözleşme tarihinden beri fiilen elinde bulunduruyor (zilyet) ise veya
taşınmaz onun kullanımına bırakılmışsa, davalı zamanaşımı def'inde
bulunamaz. Yargıtay, zilyetliğin alıcıda olduğu durumlarda zamanaşımı
savunmasının ileri sürülmesini hakkın kötüye kullanılması olarak
nitelendirir.
3.
Ödememe Def'i (Edimin İfa Edilmediği Savunması)
Taşınmaz
satış vaadi sözleşmesi iki tarafa borç yükleyen (sinallagmatik) bir
sözleşmedir. Davacının tescil talep edebilmesi için kendi üzerine düşen edimi
yerine getirmiş olması gerekir.
- Davalı,
satış bedelinin (semenin) kendisine tamamen veya kısmen ödenmediğini ileri
sürerek TBK m. 97 (Ödememe Def'i) kapsamında tescilden kaçınabilir.
- Bu
savunma karşısında mahkeme, davacıya bakiye satış bedelini mahkeme
veznesine depo etmesi için süre verir. Bedel depo edilirse tescile karar
verilir, aksi halde dava "ifa sırası gelmediği" gerekçesiyle
reddedilir.
4.
İfa İmkânsızlığı Savunması
Satış
vaadine konu taşınmazın hukuki veya fiili durumu, davanın açıldığı esnada
mülkiyetin devrine engel teşkil edebilir.
- Davalı,
tescilin hukuken imkânsız olduğunu savunabilir. Bu imkânsızlık halleri
şunlardır:
Elbirliği
Mülkiyeti: Taşınmaz üzerinde elbirliği mülkiyeti varsa ve ortaklık henüz
tasfiye edilmemişse, tescil imkânsızdır (Makalenizde değindiğiniz üzere
ortaklar arası satış vaadi hariçtir).
Taşınmazın
Kamulaştırılması: Taşınmaz dava açılmadan önce kamulaştırılmışsa artık tescili
imkansız hale gelmiştir.
İmar
Mevzuatı Engelleri: İmar Kanunu m. 18/son uyarınca, imar planı olmayan yerlerde
taşınmazın hisselere bölünerek satışının vaat edilmesi halinde ifa olanağı
yoktur.
- Hukuki
Sonuç: Haklı bir ifa imkânsızlığı varsa, tapu iptal ve tescil davası
reddedilir; ancak davacı terditli (kademeli) olarak tazminat talep
etmişse, davalıdan taşınmazın güncel rayiç değerini tazmin etmesi istenir.
5.
Taşınmazın Üçüncü Kişiye Devredilmiş Olması Savunması (Tapuya Güven İlkesi)
Eğer
satış vaadine konu taşınmaz, davalı tarafından dava açılmadan önce bir başka
üçüncü kişiye satılmış ve tapuda devredilmişse, tescil talebi bu yeni malike
yöneltilir.
- Yeni
malik olan üçüncü kişi, TMK m. 1023 (Tapu Siciline Güven İlkesi) uyarınca
iyiniyetli olduğunu ve tapu kaydındaki satış vaadi şerhinden haberdar
olmadığını, şerh süresinin (5 yıl) dolmuş olduğunu savunarak tapunun iptal
edilemeyeceğini ileri sürer.
- Şerhin
Etkisi: Eğer tapuda süresi içinde geçerli bir şerh varsa, üçüncü kişinin
iyiniyet savunması dinlenmez. Ancak şerh yoksa veya şerhin süresi
dolmuşsa, davacının üçüncü kişinin "kötüniyetli" (satış vaadini
bilerek veya bilmesi gerekerek taşınmazı satın aldığını) ispatlaması
gerekir. İspatlayamazsa dava reddedilir.
6.
Aşırı Yararlanma (Gabin) ve Hata, Hile, Korkutma (İrade Bozukluğu) Savunmaları
Sözleşmenin
kurulması esnasında davalının iradesinin sakatlanmış olması veya taraflar
arasındaki edimler arasında açık bir oransızlık bulunması durumudur.
- Davalı,
sözleşmeyi imzalarken hileye maruz kaldığını, korkutulduğunu (tehdit) veya
hata yaptığını ileri sürerek sözleşmeyi iptal ettiğini savunabilir.
Ayrıca, kendisinin darda kalmasından, hafifliğinden veya
tecrübesizliğinden yararlanılarak taşınmazın değerinin çok altında bir
bedelle satış vaadi yapıldığını (Gabin - TBK m. 28) savunarak sözleşmeyle
bağlı olmadığını belirtebilir.
- Süre
Sınırı: Bu savunmaların dinlenebilmesi için kanunda öngörülen hak düşürücü
süreler içinde (örneğin gabinde öğrenme veya zor durumun ortadan
kalkmasından itibaren 1 yıl, her halükarda 5 yıl) sözleşmenin
feshedildiğinin bildirilmiş olması şarttır.
7.
Muvazaa (Danışıklı İşlem) Savunması
Özellikle
aile içi ilişkilerde veya alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla muvazaalı satış
vaadi sözleşmeleri sıklıkla yapılmaktadır.
- Davalı
veya davalının diğer mirasçıları/alacaklıları, yapılan taşınmaz satış
vaadi sözleşmesinin gerçek bir satış iradesi taşımadığını, işlemin
"inançlı işlem" veya "muvazaalı" olduğunu ileri
sürebilirler. Örneğin, muris muvazaası (mirasçılardan mal kaçırma)
amacıyla yapılan satış vaatleri, mirasçıların savunması üzerine mahkemece
iptal edilebilir.
Taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri,
mülkiyetin devrini amaçlayan ancak henüz devri gerçekleştirmeyen, taraflara
karşılıklı borç yükleyen kendine özgü ön sözleşmelerdir. Bu sözleşmeden doğan
tescil borcunun rızaen yerine getirilmemesi halinde açılan tapu iptal ve tescil
davaları, Türk gayrimenkul hukukunun en dinamik alanlarından birini oluşturur.
Davacı tarafın tescil hakkına kavuşabilmesi yalnızca şekle uygun bir
sözleşmenin varlığına değil; kendi edimini eksiksiz ifa etmesine ve tescilin
hukuken imkan dahilinde olmasına bağlıdır. Davalı tarafça ileri sürülecek şekil
geçersizliği, zamanaşımı, ödememe def'i veya ifa imkansızlığı gibi savunmalar
ise davanın kaderini doğrudan tayin eden unsurlardır. Bu nedenle, uyuşmazlıkların
çözümünde dürüstlük kuralı, tapuya güven esası ve tarafların edim dengesi
hassasiyetle gözetilmelidir.
1.
Zamanaşımı Savunması ve "Zilyetlik" Kriteri
Yargıtay
Kuralı: Taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinde zamanaşımı süresi Türk Borçlar
Kanunu’nun 146. maddesi gereğince 10 yıldır ve bu süre "sözleşmenin ifa
kabiliyetinin doğduğu" tarihten itibaren başlar. Ancak, satış vaadi
alacaklısına taşınmazın zilyetliği (fiilen kullanımı/teslimi) devredilmişse,
davalı borçlunun zamanaşımı def'i ileri sürmesi dürüstlük kuralına aykırı kabul
edilir.
Yargıtay
7. Hukuk Dairesi, T. 03.10.2023, E. 2023/3397, K. 2023/4216 Sayılı Kararı:
"Taşınmaz
satış vaadi sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi
öngörülmediğinden on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır ve bu süre sözleşmenin
ifa olanağının doğması ile işlemeye başlar. Ancak satışı vaat edilen taşınmaz,
sözleşme ile veya fiilen satış vaadini kabul eden kişiye yani vaat alacaklısına
teslim edilmiş ise, on yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan
davalarda zamanaşımı savunması dürüst davranma kuralı (TMK m. 2) ile
bağdaşmayacağından dinlenmez."
- Analiz:
Kararda, sözleşme tarihinin üzerinden çok uzun süre (örneğin somut olayda
20 yılı aşkın süre) geçmiş olsa dahi, alıcının taşınmazda ikamet etmeye
veya taşınmazı tarımsal olarak işletmeye devam etmesi halinde zamanaşımı
def'inin mahkemece doğrudan reddedilmesi gerektiği net bir şekilde
vurgulanmıştır.
2.
Ödememe Def'i ve "Birlikte İfa" (Depo Kararı) İlkesi
Yargıtay
Kuralı: Satış vaadi tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olduğundan, alıcı
tescil istemeden önce satış bedelinin tamamını ödemiş olmalıdır. Davalı
"bedel ödenmedi" savunması yaptığında, mahkeme davayı doğrudan
reddetmez; bedelin ödenmeyen kısmını güncelleyerek davacıya depo ettirir.
Yargıtay
7. Hukuk Dairesi, E. 2023/3397, K. 2023/4216 Sayılı Kararı (Ödememe Def'i
Analizi):
"Taşınmaz
mal satış vaadi sözleşmesine dayanan tescil isteminin hüküm altına alınabilmesi
için sözleşmede kararlaştırılan bedel ödenmiş olmalıdır. Bedelin ödenmediği
savunuluyorsa; mahkemece satış bedelinin ödenip ödenmediği, ödenmişse ne
kadarının ödendiği araştırılmalı; ödenmeyen bir kısım olduğu saptanırsa, bu
bakiye bedel dava tarihindeki (veya karar tarihine en yakın) objektif değer
esasına göre güncellenerek davacıya mahkeme veznesine depo etmesi için önel
(süre) verilmeli ve birlikte ifa kuralı uyarınca tescile karar
verilmelidir."
- Analiz:
Bu içtihat uyarınca, davalının "Bana bedel ödenmedi, sözleşmeyi ifa
etmiyorum" şeklindeki savunması davayı tamamen sonlandırmaz.
Sözleşmenin ayakta tutulması ilkesi gereğince mahkeme, davacıya parayı
faiziyle/güncel değeriyle mahkeme veznesine yatırarak mülkiyeti kazanma
imkanı sunar.
3.
Elbirliği Mülkiyeti Altındaki Taşınmazlar ve İfa İmkânsızlığı Savunması
Yargıtay
Kuralı: Miras ortaklığı (elbirliği mülkiyeti) devam ettiği sürece, bir ortağın
üçüncü kişiye yaptığı satış vaadinin tescili hukuken imkansızdır. Ancak bu
imkansızlık savunması, elbirliği ortaklarının kendi aralarında yaptıkları satış
vaatlerinde geçerli değildir.
Yargıtay
7. Hukuk Dairesi, T. 2025, E. 2025/2225, K. 2025/3309 Sayılı Kararı:
"Elbirliği
mülkiyeti paylı mülkiyete dönüştürülmediği sürece paydaşlardan bir veya
birkaçının üçüncü kişiye yaptığı satış vaadi sözleşmesinin bu aşamada ifa
olanağı yoktur. Fakat elbirliği ortaklığına dahil paydaşlar (mirasçılar)
arasında gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi yapılmışsa; iştirak (ortaklık)
bozulmamak kaydıyla, satıcı elbirliği ortağının payının alıcı elbirliği
ortağının payına ilave edilmek suretiyle yapılan satış vaadi sözleşmesinin ifa
olanağı vardır."
- Analiz:
Eğer davalı "Taşınmaz miras malıdır, elbirliği mülkiyetine tabidir,
tescil edilemez" savunması yapıyorsa, mahkeme öncelikle davacının
sıfatına bakar. Davacı da aynı miras ortaklığının bir üyesi ise bu savunma
geçersiz kalır ve tescil işlemi davacının elbirliği payına eklenerek
(iştirak bozulmadan) gerçekleştirilir.
4.
Satıcının Dava Tarihinde Malik Olmaması Savunması
Yargıtay
Kuralı: Satış vaadi sözleşmesi yapılırken borçlunun malik olması şart değildir
(çünkü bu bir borçlandırıcı işlemdir). Ancak tapu iptal ve tescil davasının
kabul edilebilmesi için, dava tarihinde taşınmazın tapuda davalı adına kayıtlı
olması zorunludur.
Yargıtay
7. Hukuk Dairesi, T. 27.09.2023, E. 2022/3453, K. 2023/4195 Sayılı Kararı:
"Satış
vaadi sözleşmesi yapılırken satıcının tapuda malik olması her zaman zorunlu
değildir. Borçlandırıcı işlem her zaman yapılabilir. Ancak dava açıldığı
tarihte taşınmazın satıcı adına kayıtlı olması gerekir. Satıcı dava tarihinde
malik değilse, sözleşmenin ifa olanağından söz edilmesi mümkün olmayacağından
tescil talebinin reddi gerekir."
- Analiz:
Davalı, tapu kaydını bir başkasına devrettiğini ve artık malik olmadığını
savunarak davanın reddini isteyebilir. Bu durumda mahkeme davayı reddeder
ancak davacının terditli (kademeli) talebi varsa, ifa imkansızlığı
nedeniyle taşınmazın dava tarihindeki rayiç değerinin davacıya tazminat
olarak ödenmesine hükmeder.
5.
Muris Muvazaası (Mal Kaçırma) Savunması
Yargıtay
Kuralı: Murisin (miras bırakanın) hayattayken mirasçılardan mal kaçırmak
amacıyla tapuda doğrudan devir yapmak yerine, gizli muvazaalı bir satış vaadi
sözleşmesi kurması durumunda, diğer mirasçılar bu işlemin iptalini her zaman
savunabilirler.
Yargıtay
7. Hukuk Dairesi’nin En Güncel Bozma Kararlarından Biri (T. 2025, E. 2025/2225,
K. 2025/3309):
"Miras
bırakanın, mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak
gerçekleştirdiği satış vaadi sözleşmeleri hukuken geçersizdir. Davalı
mirasçılar tarafından ileri sürülen muris muvazaası savunmasının kanıtlanması
halinde, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptal ve tescil davasının reddine
karar verilmesi gerekir."
- Analiz:
Özellikle aile içi ilişkilerde yapılan satış vaatlerine karşı mirasçıların
en güçlü savunma silahı muvazaadır. Mahkeme bu savunma karşısında; murisin
ekonomik durumunu, satış bedelinin ödenip ödenmediğini ve taraflar
arasındaki ailevi ilişkileri titizlikle inceleyerek sözleşmenin gerçek
iradeyi yansıtıp yansıtmadığını denetler.
Kaynağını Türk Borçlar Kanunu'nun 29'uncu maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Türk Borçlar Kanunu'nun 237'nci maddesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 706'ncı ve Noterlik Kanunu'nun 89'uncu maddesi hükümleri uyarınca noter önünde re'sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Türk Medeni Kanunu'nun 716'ncı maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir. (Y7HD. 2022/6905 E. 2024/140 K.)
Satış vaadi sözleşmesinden
kaynaklanan davaların kabulüne karar verebilmek için sözleşmenin ifa olanağı
bulunmalıdır. Elbirliği mülkiyetine (TMK m. 701) konu bir taşınmazda elbirliği
(iştirak halinde) ortaklarından birinin, ortaklık dışı bir kişiye satım
vaadinde bulunması halinde, sözleşme bir taahhüt muamelesi olarak geçerli
olmakla birlikte elbirliği ortaklığı çözülünceye kadar sözleşmenin ifa
olanağının varlığından söz edilemez. (Y7HD. 2023/3494 E. 2023/4259 K.)
Birlikte mülkiyetin söz konusu
olduğu tarım arazilerinin asgari tarımsal arazi büyüklüklerinin altında ifrazı,
dolayısıyla satışı mümkün değildir. Ancak, bu nitelikteki arazilerde asgari
tarımsal arazi büyüklüklerinin altındaki yüzölçümlerine karşılık gelen mevcut
payların bölünmeden üçüncü kişilere satışına bir engel bulunmamaktadır. (Y7HD.
2023/2243 E. 2023/3369 K.)